Hindistan'da yaşayan Prahlad Jani adlı yaşlı adam 1940'tan beri hiçbir şey yiyip içmeden yaşadığını söylüyor. 1927'de doğan Jani son öğününün üzerinden tam 73 yıl geçtiğini iddia ediyor. Kendisine neyle beslendiği sorulduğunda ise tanrı Amba'nın desteği ve Prana'yla beslenerek hayatta kaldığını söylüyor. Hindular Prana'nın evrenin her yerinde bulunan bir çeşit yaşam enerjisi olduğuna inanıyor. 2010'da Jani'nin ünü ülke sınırlarının dışına taşınca bir grup doktor Hindistan'a gelerek yaşlı adam üzerinde inceleme yaptı. 35 doktor, 24 saat gözetim altında tuttukları adamın iki hafta boyunca tek bir lokma yemeyip, tek bir damla içecek tüketmeden hayatını sürdürdüğünü açıkladı. Adamın suyu sadece yıkanmak ve gargara yapmak için kullandığını söyleyen doktorlara testin bilimselliği konusunda eleştiriler de yapıldı. Benzer bir durum Avrupa'da da Ellen Greve adlı kadınla ünlenmişti. Yazdığı kitaplarda evrenden aldığı enerjiyle beslendiğini söyleyen kadının birçok takipçisi olmuştu. Kadın da Almanya'da kameraların kaydı altında aç ve susuz yaşamaya başlamış, fakat 4'üncü günün sonunda hayati tehlike oluşturabilecek tıbbi semptomlar baş gösterince, doktorların da ısrarıyla yayın durdurulmuştu. Guinness Rekorlar Kitabı'na göre şimdiye kadar sıvı tüketmeden hayatta kalabilme rekoru 18 saat.
Dev bir gezegen keşedildi
7 Aralık 2013 Cumartesi
ABD'deki Arizona Üniversitesi'nden bilim adamlarının liderliğinde çalışan uluslararası ekibin yaptığı araştırma, Güneş Sistemi dışında yer alan dev bir gezegenin varlığını ortaya çıkardı.
"HD 106906 b" adı verilen gezegen, Dünya'ya 299 ışık yılı mesafedeki Crux Takımyıldızı'nda yer alan HD 106906 yıldızının etrafında dönüyor. Kütlesi, Güneş Sistemi'ndeki en büyük gezegen olan Jüpiter'in 11 katı büyüklüğündeki HD 106906 b, dev yapısı ve bağlı bulunduğu yıldızla arasındaki çok büyük mesafe nedeniyle bilim dünyasında şaşkınlık yarattı. Arizona Üniversitesi'nin internet sitesinde yayımlanan yazıda, gezegenin bağlı bulunduğu yıldızla arasındaki mesafenin, Dünya'nın Güneş'e ortalama uzaklığının 650 katı olmasının gezegen oluşumlarına ilişkin teorileri alt üst ettiği vurgulandı.
Bundan 4,5 milyar yıl önce oluşan Dünya ile kıyaslandığında 13 milyon yıl önce oluşmuş genç bir gezegen olan HD 106906 b, oluşum aşamasındaki ısısının bir kısmını hala muhafaza ediyor. Bu nedenle 1500 santigrat derecelik bir yüzey sıcaklığına sahip olan gezegen, etrafına gözle görülemeyen kızıl ötesi ışık saçıyor.
Gezegenin varlığını Şili'deki Atacama Çölü'nde bulunan Magellan Teleskobu üzerine yerleştirilen termal kızıl ötesi kameralar yardımıyla keşfeden bilim ekibi, gezegenin bağlı bulunduğu yıldızla birlikte hareket ettiğini ise Hubble Uzay Teleskobu'nun 8 yıl önce, başka bir araştırma programı için elde ettiği verileri inceleyerek teyit etti. Megallan Teleskobu üzerindeki "Folded-port InfraRed Echelette (FIRE)" spektrografı sayesinde keşfettikleri gök cisminin doğası ve yapısı hakkında detaylı bilgiye ulaşan araştırmacılar, böylece HD 106906 b'nin bir yıldızın yörüngesinde dönen bir gezegen olduğunu bilimsel olarak ortaya koydu.
HD 106906 b mevcut teorileri alt üst etti
Bilim dünyasında kabul gören teorilerden birine göre, Dünya gibi, bağlı bulunduğu yıldızın yakınında yer alan yıldızlar, oluşum halindeki bir yıldızın çevresindeki, başlangıç diski olarak adlandırılan, disk biçimindeki toz ve gaz bulutu içinde oluşan küçük asteroit benzeri yapıların bir araya gelmesiyle oluşuyor. Ancak bu teori, çok ağır işleyen bir süreç gerektirmesi nedeniyle, HD 106906 b gibi çok genç, bağlı bulunduğu yıldızdan çok uzakta ve dev yapıdaki bir gezegenin nasıl oluştuğunu açıklamaya yetmiyor.
Diğer teori ise dev gezegenlerin, başlangıç diskini oluşturan materyalin direkt olarak çökmesi durumunda hızla oluşabileceğini öngörüyor. Ancak başlangıç disklerinin dış alanındaki kütlelerinin HD 106906 b gibi bir gezegeni oluşturacak bir büyüklüğe erişmesinin çok zor olması nedeniyle bu da söz konusu dev kütleli gezegenin oluşumunu açıklamak için yeterli görülmüyor.
Bilim ekibinin başı Arizona Üniversitesi Astronomi Bölümü yüksek lisans öğrencisi Vanessa Bailey, yaptıkları keşfin, gezegen ve yıldız oluşumlarına ilişkin bilinen hiçbir modelin gözlemlenen bu sistemi açıklayamaması nedeniyle özel bir önem taşıdığının altını çizdi.
Atlas Okyanusu’nda karadelik
25 Eylül 2013 Çarşamba
Zurich ve Miami Üniversitesi’nden araştırmacılar, Atlas Okyanusu’nda içinden ışığın bile geçemediği karadelikler tespit etti.
Suda tespit edilen bu karadelikler, uzaydakilerin benzeri. Bulunan karadeliklerin okyanuslardaki kirliliğin nasıl yayıldığını açıklamaya yardımcı olması bekleniyor.
Bu girdap ve karadeliklerin sayısı güneye doğru gittikçe artıyor. Tuzlu sularda ve sıcak denizlerde sayı azalıyor. Araştırmacılar, anaforların küresel ısınma ile eriyen buz kütlelerinin oluşturduğu negatif etkiyi normale çekeceğine inanıyor.
Suda tespit edilen bu karadelikler, uzaydakilerin benzeri. Bulunan karadeliklerin okyanuslardaki kirliliğin nasıl yayıldığını açıklamaya yardımcı olması bekleniyor.
Bu girdap ve karadeliklerin sayısı güneye doğru gittikçe artıyor. Tuzlu sularda ve sıcak denizlerde sayı azalıyor. Araştırmacılar, anaforların küresel ısınma ile eriyen buz kütlelerinin oluşturduğu negatif etkiyi normale çekeceğine inanıyor.
Güneş Sisteminin Dışındaki İlk Uzay Gemisi
14 Eylül 2013 Cumartesi
Amerikan Havacılık ve
Uzay Dairesi (NASA), Voyager 1 uzay aracının, fırlatılmasından 36 yıl
sonra Güneş Sistemi'nin dışına çıkmayı başardığını duyurdu. Güneş
Sistemi'nin dışına çıkan ilk uzay aracı unvanını elde eden Voyager 1'in
25 Mayıs 2012'de sınırı geçtiği, ancak bilim adamlarının konumdan tam
emin olmak için açıklamayı şimdiye kadar geciktirdiği kaydedildi.
Voyager 1'in şu anda Güneş'ten 18.51 milyar kilometre uzaklığa kadar
ilerleyerek, yıldızlar arasındaki 'soğuk boşluk'ta yer aldığı ve
Güneş'in etkisinden tamamen kurtulduğu belirtildi.
TAHMİNLERİN ÖTESİ
Voyager 1'in uzay yolculuğu projesinden sorumlu ekibin başkanı olan
bilim adamı Ed Stone, uzay aracının evrenin şimdiye kadar keşfedilmemiş
noktalarında inceleme yapacağını kaydetti. Kaliforniya Teknoloji
Enstitüsü'nde çalışmalarını sürdüren Stone, "Yıldızlar arasındaki boşluk
bölgesine ulaştık. Bundan 40 yıl önce Voyager projesine başlarken bu
noktaya gelmeyi zaten umuyorduk. Ama doğrusu Voyager'in bu kadar uzun
ömürlü olabileceğini beklemiyorduk" ifadelerini kullandı. Bir tür 'uzay
elçisi' olarak tasarlanan ve saniyede 17 kilometre hızla yoluna devam
eden Voyager 1'de, uzayda akıllı varlıklarla karşılaşma olasılığına
karşı, bir disk içinde şarkı ve fotoğrafların da yüklü olduğu
belirtildi.
HELYOSFER'DEN ÇIKTI
Bundan yaklaşık 9 yıl önce Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerin en dış
noktasına kadar ulaştığı belirlenen Voyager 1, geçtiğimiz yıl ise
Güneş'teki bir patlamadan kaynaklanan solar rüzgârları NASA'daki bilim
adamlarına iletmişti. Nisan ayında ise Voyager 1'in etrafında bir plazma
dalgası hareketliliği belirlenerek, 5 Eylül 1977'den beri yolculuğunu
sürdüren aracın, Güneş Sistemi'ni kapsayan Helyosfer katmanından çıktığı
saptandı.
BİR SİNYAL 17 SAATTE
Tam 36 yıl önce uzaya fırlatılırken, ana görevi Jüpiter'in atmosferi ve
uydusu Io ile Satürn'ün halka ve uydularının fotoğraflarını çekmek olan
Voyage 1, daha sonra Güneş Sistemi'nin dışına doğru yolculuğunu
sürdürdü. 722 kilogram ağırlığındaki araçtan gönderilen bir sinyali
almanın 17 saat sürmesi nedeniyle, bilim adamları elde ettikleri
verilerin sağlamasını yapmakta oldukça titiz davranıyor.
İKİZİ VOYAGER 2, GERİDE KALDI
NASA'nın Voyager 1'in konumu hakkındaki açıklamalarına şüpheyle
yaklaşan bilim adamları da bulunuyor. Michigan Üniversitesi'nden Prof.
Dr. Lennard Fisk, "Hüküm vermek için çok erken. Biraz daha beklememiz
gerekir" derken, Harvard Üniversitesi'nden Prof. Dr. Jonathan McDowell,
daha fazla veri görmek gerektiğini savundu. 5 Eylül 1977'de Voyager 1
ile birlikte uzaya fırlatılan ikiz uydu Voyager 2'nin ise ikizinden daha
geride kaldığı ve yolculuğuna devam ettiği belirtildi. Voyager 2'nin
ikizine 3 yıl sonra yetişebileceği hesaplanıyor. Voyager'lerin 2025'te
yakıtlarının bitmesiyle birlikte misyonlarının da tamamlanacağı tahmin
ediliyor.
Kopan ele karında tedavi
10 Eylül 2013 Salı
Konya'da biber çekerken
sol elini bileğinden makineye kaptıran Dilaver Karharman'a (48) sıradışı
bir operasyon yapıldı. Kopmak üzere olan ve tamamen ezilen sol el,
parçalanan kemik, deri ve sinirleri mikroskop altında gerçekleştirilen
operasyonla bir araya getirildi. Hastanın "paketleme" yöntemiyle karın
bölgesine yerleştirilen eli, derinin 1.5 ayda kendini yenilemesi
sayesinde eskisi gibi işlevini yerine getirmesi sağlanacak. Başkent
Üniversitesi Konya Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde yapılan
operasyonla ilgili bilgi veren Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. İbrahim Çivi,
"5.5 saat süren operasyonla, mikroskop altında bütün parmak, damar,
sinir ve tendonların yerine yerleştirildi. Kırıklar düzeltilerek,
parmaklar yerine oturtuldu. Parmakları besleyen damar tamir edildi. Elin
üstünde deri yoktu. Parçalanan yeri; kemikleri, damarları olan bir el
haline getirdik. Elin üstünde herhangi bir koruyucu deri yapısı yoktu.
'Ne yapabiliriz' diye düşündük. Karnın sağında bir boşluk oluşturduk.
Cilt altı bölgesini kaldırmak suretiyle, eli yenilenme için oraya
yerleştirdik" dedi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



